Gökyüzümüz ”Şimşek”siz Kaldı

Duygu  bir  yere  kadar  duygudur,  bir  yerden sonra  ona duygu adını vermek pek mümkün değil ama ne demek gerekir onu da bilmiyorum. İnsan bir şey söylemek ister ama kelimeler takılıp kalır boğazına, çıkmaz oradan. Sözler kağıda dökülmez. Hayır buna duygu diyemeyiz, nedir bu, onu anlamaya çalışıyorum, lütfen yardım edin bana.

Tebriz  zirvelerinden  birisinin hayatına dair bir belgesel için röportaj yapmak üzere Doktor Mobeyin’in  evine gittik. Eşini yeni kaybetmişti, hüzünlüydü,  ama buna rağmen yine de siyah yas gömleğiyle, tevazu içinde kabul etti bizi ve  böylece bu sabır taşını tanıma fırsatını yakalamış oldum. Atalarımdan bana geçen duygusallık mirasının etkisiyle hemen o görüşmede, hiç düşünmeden “Ben sizin belgeselinizi yapmak istiyorum” dedim. Gülümseyerek “Bir koltukta iki karpuz olmaz, hele bunu bitir bakalım” dedi. Onu ilk defa görmeme  rağmen sanki yıllardır tanıyormuşum gibi hissetmiştim kendimi,  şakayla   “Ben de  sizin  kuşağınızın  peşinden  gelen biriyim” dedim “Sizin bir koltuğa kaç karpuz sığdırdığınızı biliyorum.” Gülerek “Tamam” dedi. O zamanlar Tahran’da yaşıyordum, doktorla ortak bir arkadaş  irtibatımızı sağlamaya söz verdi.

Ertesi  gün  Tahran’a döndüm,  elimdeki projenin  işlerini  yaparken bir yandan da  Doktor konusunda  daha  detaylı  araştırmalara giriştim, kendisinin bana verdiği  kitapları, dergileri ve yazıları okudum ve  sonunda senaryoyu  bitirdim. Projeyi  bir yerlere  sundum  ama  destek  alamadım, çekimi  ertelemek yerine daha önceye alma kararı verdim. Gereken  izinleri  almadan  önce  Tebriz’deki ortak arkadaşımızı  aradım “Tamam, ben  konuştum doktorla, sizi  beklıyoruz”  dedi.  Ben  Tahran’dan  gereken izinleri alıp  çekim  ekibiyle  beraber Tebriz’e  doğru yola çıktım. Tebriz’e  geldikten sonra  arkadaşı  aradım, “Beş dakika sonra  ben sizi arıyacağım” dedi.  Ve  gerçekten  beş  dakika sonra aradı,  ama  nasıl aradı!  Doktor hasta,   çekimi  ertelemeniz  gerekiyor” dedi.“Nasıl!”dedim.  “Ben sana hep bir sorun olup olmadığını soruyordum, sen de olmaz diyordun”dedim.“Evet,  ben bir sorun olmayacağını düşünüyordum”   dedi. “Yani sen doktorla konuşmadan bana onay verdin ve gelin dedin öyle mi?” diyesordum. “Evet, bir şey olmaz diye düşündüm” dedi.  Eminim o an nasıl bir haleti ruhiye içine girdiğimi herkes tahmin edebilir,  izinler  alınmış, ekip ayarlanmış, hepimiz çıkıp Tebriz’e gelmişiz ve karşılaştığımız durum bu, hiçbir şey yapamıyoruz!Bir  belgesel  yönetmeninin ömründen ömür götüren şeyler işte bunlardır denir hep!

Bu durumu çözebilecek bir tek kişi vardı tanıdığım, o da  Üstad  Hasan  Azerbaycan’dı! Onu  aradım,  her  şeyi  anlattım,  sabırla dinledi beni, “Tamam, sen  ekibinle   gel” dedi.  Doktorun evine gittik, bir süre sonra baktık Hasan bey elinde  bir  kutu kurabiyeyle çıkageldi. Hal hatır faslından sonra “Ekibin dışarıda  arabada  beklesin” dedi. Biz  ikimiz  kapıyı  çaldık ve içeri girip oturduk. Bir süre sonra Doktor  geldi Hasan Azerbaycan bey yavaş  yavaş  konuyu açtı, “Çocuklar  uzak yoldan sizin  için gelmişler, ben  eminim  sizin onlara verecek çok şeyiniz var, biliyorum hastasınız  ama  ben  sizi  tanıdıktan  sonra  hastalık nedir bilmez oldum”dedi. Onlar konuşmaya dalınca ben içimden galiba doktor yeşil ışık yakacak bize diye düşündüm,  Hasan bey  bana  gözüyle işaret  etti  ve ben hemen  ekibi  alıp eve   getirdim,  malzemeleri  açıp işe koyulduk.  Hasan bey;  Doktorla birlikte dergileri, kitapları karıştırıyor, bir çocuk edasıyla Doktor’a “O nedir, bu nedir?” diye sorup duruyordu. Biz bu konuşmaları da  kaydetmeye  başladık, sonra  Doktor  kendisine  geldi, artık bizimle  konuşmaya  hazırdı.

Çekimler boyunca Mobeyin ailesinin bütün fertleri bizi hep çok güzel, çok özenli karşıladı, ama onların içinde Doktor Şehzad  Mobeyin hanımın bize gösterdiği ilgi ve iltifat üzerinde ayrıca durmak  gerekir.

Öğlen yemeğinde  Doktor’la yemek yerken bizimle  şakalaşmalarından  tutun ilk  günlerde röportajlar esnasında  ilaçlarınetkisiyle gözlerini yumup 20-30 dakika uyuması hep gözümün önünde.  Kameraman hep “Bu  uyuma  sahnelerini neden çekiyorsun?”diye soruyordu.  Şimdi  o  sahneleri izlerken filmi çektiğim zamanlardaki kadar kederleniyorum. Dünya  çapında üne sahip büyük bir doktor kamera karşısındaydı ve çocuk gibi uyuyordu. Uyandıktan sonra bir yetişkin tavrıyla devam ediyordu. Onun bu uyuyakalma halinin devamı karşısında işe ara vermek istedim ama sonra bundan vazgeçtim. İyi ki de vazgeçmişim, çünkü sonra bir sohbetimizde Doktor’un kızı, bu filmin onu, karısının ölümünden sonra içine girdiği derin hüzün durumundan çıkardığını söyledi.

Film  bittikten sonra filmini yaptığım  herkese yaptığım gibi kendisine filmin DVD’sini    götürdüm.“Çıkarmamı istediğiniz bir şey olursa çıkarırım, filmini çektiğim herkese bunu söylüyorum” dedim. “Film senindir, ben ona müdahele edemem” dedi.

Belgesel  sanatında bize  öğrettikleri ilk şey  karakterimizle, olaylarla aramıza bir mesafe koymamız gerektiğidir. Ben bunu pek başaramadım, bu büyük insanın hastalarıyla karşılaştığımda, kendisiyle yaşıt pek çok hastasının “Doktor bizim babamızdır” dediğini duyduğumda, “Ben varlığımı ona borçluyum” diyerek ağlayan genç mühendisin gözyaşları karşısında mesafemi korumam pek mümkün olmadı. Belgeselcilik açısından yanlış da olsa bu insanlık simgesine mesafeli durmaktan alıkoyamadım kendimi.

Bugün Doktor Mobeyin’in kızıyla konuşurken “O yalnızca sizin babanız değildi, hepimizin başı sağolsun, hepimiz yetim kaldık” dedim. Bababağı’ndaki “O bizim her şeyimizdir” diyen ve Doktor’un nerede olduğunu soran insanlara nasıl bir cevap vereceğiz biz şimdi?! diye düşünüyordum.

Bazı yaralar  açıldıkça açılır,  dert  deşildikçe deşilir.  Şimdi benim de derdim deşiliyor yazdıkça, düşündükçe ve  kendi  çabalarımla  çektiğim filmin Doktor hayattayken Tebriz’de gösterilememiş olmasına yanıyorum, neden olmadı, olamadı bu ?

Kendi adıma Doktor Mobeyin’in hayatını anlattığım Şimşek filminden bir beklentim yok, tek amacım insanların bu insanlık abidesiyle tanışmasını ve Doktor’un etrafındaki kalabalıkla bu filmi izleyebilmesini sağlamaktı, olmadı!

Acaba bugüne  kadar  bu  filmin  Tebriz'de  seyirci karşısına çıkamamasından  kim  sorumlu tutulmalıdır ?

Farhad Eivazi

İatnbul  30.09.2015